Ev-fabrika arasında sıkışan kadınlar: Baskı, mobing ve emek sömürüsü

Paylaş:
İZMİR - Kadın tekstil işçilerinin yaşadığı sorunların yüzlerce yıldır değişmediğini belirten DEV TEKSTİL İzmir Temsilcisi Öznur Acar, çalışma koşullarının iyileştirilmesi için mücadele vurgusu yaptı. 
 
Kürdistan ve Türkiye’de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne hazırlanan kadın örgütleri, çeşitli eylem ve etkinliklerle kadınlarla bir araya geliyor. Kadın işçiler de, tıpkı 8 Mart 1857 tarihinde 40 bin dokuma işçisi gibi daha iyi çalışma koşulları ve eşitlik için birçok kentte direnişle 8 Mart’ı karşılıyor. Kadınların verdiği mücadeleler aradan geçen 169 yılda kimi kazanımlar getirse de kötü çalışma koşulları ve hak gaspları emek cephesinin birinci gündemi olmaya devam ediyor. Ekonomik kriz ve hayat pahalılığı mücadeleyi gerekli kılarken, birçok iş yerindeki iş bırakma eylemleri ve grevlere kadınlar öncülük ediyor. 
 
Devrimci Tekstil İşçileri Sendikası (DEV TEKSTİL) İzmir Temsilcisi Öznur Acar ile 8 Mart'ın tarihsel anlamını ve kadın işçilerin güncel sorunlarını konuştuk. 
 
TEKSTİL İŞÇİLERİNİN DURUMU 
 
Tekstil dokuma işçilerinin eşit işe eşit ücret mücadelesinin geçmişten günümüze kadar devam ettiğini belirten Özgür Acar, çünkü değişen bir şeyin olmadığını söyledi. Tekstil fabrikalarında uzun çalışma saatlerinin devam ettiğinin altını çizen Özgür Acar, kadınların hem fabrika hem de evlerindeki iş yükü nedeniyle kendilerine alan kalmadığını dile getirerek, ekledi: "Çoğu kadın uzun çalışma saatlerine maruz kaldığı ve fabrikada mesaiye kalma zorunluğundan dolayı hakkını savunamıyor. ‘Eşit işe eşit ücret’ dediğimiz yerde bugün erkek arkadaşlarımızla aynı işi yapmamıza rağmen biz bir tık altından ücret alıyoruz. Kadının rolünü çok daha geriye ötelemiş oluyorlar. Kadının emeğine, mutfak masrafları ya da çocukların eğitimi üzerinde bakılıyor.”
  
Dokuma işçilerinin tarihte verdikleri mücadelenin kendilerine ışık olduğunun altını çizen Öznur Acar, bugün geçmişte olduğu gibi sorunların ve baskıların devam ettiğini vurguladı. Çalışan kadınların üzerindeki baskıların örgütsüzlükten kaynaklandığını söyleyen Öznur Acar, "Mobing ile kadını yalnızlaştırarak kendi haline bırakma durumu yaratılıyor. Tuvaletlere saatlik şekilde gidilebiliyor, fabrikalara kartlı sistem ile girilebiliyor. 10 saat çalışma saati olan bir fabrikada 15 dakikalık tuvalet hakkı veriliyor ve aşıldığı zaman ekip lideri tarafından direk uyarılıyorsunuz. Çalışma ortamında rekabet oluşturularak çalışanların daha çok çaba sarf edip, daha az kazandığı bir sistem hakim. Kadınların hamilelik sürecinde bir ‘sürelik izni’ var ama onu da çok kullanamıyor. Normal çıkış saatinden bir saat önce çıkması gerekirken kadına izin verilmiyor. Kadının hamile olduğuna inanmayıp ultrason fotoğraflarıyla kanıtlaması isteniyor" diye belirtti.
 
'KADINA AİT BİR ALANI YOK'
 
Kadının kendisine ait bir alanının olmadığını belirten Öznur Acar, şöyle devam etti: "Bugün kadınlara ulaştığımızda öne sürdüğü şeylerden biri ‘eve gitmem gerekiyor, çocuğuma bakmam gerekiyor’ oluyor. Kendini özne göremediğinde ve toplumun baskıladığı bir yerde, kadının evle-fabrika arasında sıkışması geri planda kalmasına sebep oluyor. Mücadele eden kadınların fabrikalarda bir şey olduğu zaman bir tık daha önde olduğunu görüyoruz. Çünkü kadın orada değişimini göstermiş oluyor. Orada kendini var etmiş oluyor ve kendini orada özne olarak da görmüş oluyor. Kadın bununla birlikte kendine bir hat çiziyor. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, bizlere verilen bir miras. Çalışma koşullarımızın iyileştirilmesi noktasında mücadelelerle 8 Mart'ta alanlarda, sokaklarda haykırarak kazanmamız gerektiğini düşünüyorum.”
 
 
İlgili Haberler
Kadınlar Newroz’a akın ediyor: Barış, özgürlük ve gelecek için buradayız
Kadınlar Newroz’a akın ediyor: Barış, özgürlük ve gelecek için buradayız

Newroz alanına gelen kadınlar, farklı şehirlerden yola çıkarak ortak talepler etrafında buluştu. Alanı dolduran kadınların talepleri ise barış, özgürlük ve direniş oldu.

Nasrin Parvaz’ın Evin Zindanı deneyiminden Sara’nın hikayesine
Nasrin Parvaz’ın Evin Zindanı deneyiminden Sara’nın hikayesine

Evin Cezaevi’nde yaşadıklarını “Abbasi Lalesinin Altında” adıyla kaleme alan Nasrin Parvaz’ın hikayesi bugün İran’da direnen sayısız kadın ile benzer özellik taşıyor. O kadınlardan Sara da, genç yıllarda tanıştığı cezaevi deneyimini politik bir güce dönüştürmeyi başardı.

Newroz öncesi kiras ve fistan telaşı
Newroz öncesi kiras ve fistan telaşı

Newroz için kiras ve fistanlara yoğun talebin olduğunu belirten terzi Şerbet Aydın, günde onlarca kişinin ya elbise baktığını ya da diktirmek istediğini kaydetti.

Jin dergi ‘Savaş ve direnişi' kapağına taşıdı
Jin dergi ‘Savaş ve direnişi' kapağına taşıdı

Jin derginin 159’uncu sayısı, “Savaş ve Direniş: Hafıza, Mücadele ve Gelecek" başlığıyla çıktı.

İranlı gazeteci Leila Kari Khamaneh: Rejime ağlamıyor, yas yerine dans ediyoruz
İranlı gazeteci Leila Kari Khamaneh: Rejime ağlamıyor, yas yerine dans ediyoruz

İran’dan baskıcı rejim nedeniyle göç etmek zorunda kalan gazeteci Leila Kari Khamaneh, rejimin kadınlara düşman olduğunu belirterek, “Hükümet, İran halkından ağlamasını istiyor ama biz artık yas yerine dans ediyoruz” dedi.