‘Demokratik cumhuriyet kadın özgürlüğüne bağlı’
İSTANBUL - Masada güçlü olmanın, sokakta güçlü olmaya bağlı olduğunu belirten TJA aktivisti Ruşen Seydaoğlu, demokratik cumhuriyetin kadın özgürlüğüne bağlı olduğunu ve kurucu özne olarak ele alınması gerektiğini söyledi.
Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözümüne ilişkin tartışmalar sürerken, toplumun farklı kesimlerinin sürece dahil edilmesi amacıyla birçok toplantı, konferans ve etkinlik gerçekleştiriliyor. Bu kapsamda "İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı" İstanbul’da düzenlendi. Sanatçı, aydın, hak savunucusu ve siyasetçilerin çağrısıyla gerçekleştirilen konferansta, cumhuriyetin demokratikleşmesi ve ortak yaşamın inşası tartışıldı. Konferansa konuşmacı olarak katılan Özgür Kadın Hareketi (TJA) aktivisti Ruşen Seydaoğlu, kadınların demokratik toplum ve barışın inşasındaki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
KADINLARIN CUMHURİYETİ
Mevcut cumhuriyetin ulus devlet aklıyla inşa edildiğini belirten Ruşen Seydaoğlu, kadınların bu sistem içerisinde “araçsallaştırıldığını” söyledi. Cumhuriyetin farklı kimlik ve inançlardan kadınları kendine göre “tek tipleştirmeye” çalıştığını ifade eden Ruşen Seydaoğlu, "Açtığı kız enstitülerinden tutalım, çeşitli soykırım geçmişiyle kökleri unutturulmaya çalışılan Dersim'deki kırımdan sonra Zilan'da, aynı şekilde farklı Kürdistan coğrafyasında gerçekleştirilen kırımlarla ve yine Türkiye'nin tamamı açısından Türkiye'deki farklı çevrelerden, ideolojik yaklaşımlardan, gruplardan, etnik kökenlerden, inançlardan gelen kadınlar bir şekilde tek tipleştirilmeye çalışıldı. Böylesi bir zemin içerisinde bu cumhuriyet kadınların cumhuriyeti olmadı" dedi.
KURUCU ÖZNE VURGUSU
Kürt kadın hareketinin süreç içerisinde sadece kadın hakları mücadelesi yürütmediğini, aynı zamanda alternatif bir yaşam ve yönetim modeli geliştirdiğini kaydeden Ruşen Seydaoğlu, "Burada demokratik toplumun aslında kurucu öznesi olarak kendini konumlandırdı. Ne demek bu? Milliyetçiliğe karşı aslında çeşitliliği, farklılıkların kendilerinden doğru geliştirdikleri yöntemlerle, kavram kuram setleriyle, yaklaşımlarla var olması gereken bir cumhuriyetin peşine düştü. Demokrasi ifadesi burada aslında kadınların böyle içinden geçirildiği o cehennemin çıkış anahtarı olarak kadınların örgütlü mücadelesi içerisinde yer aldı. Bunlar önemli. Çünkü bu demokrasiyi aslında kendi mücadele gerekçen haline getirmek demek" diye belirtti.
‘DEMOKRASİ FARKLILIKLARDAN KORKMAYAN BİR ZEMİNDİR’
Demokrasinin tekçi yönetim anlayışından farklı olduğunu vurgulayan Ruşen Seydaoğlu, "Orada çatışmalar, çelişkiler zayıftır. Çünkü bastırmaya, baskı uygulamaya, şiddet aracını, kırım politikalarını sürekli uygulamak vardır. Ama demokrasi zemini aslında çatışmanın da çelişkilerin de yoğun olduğu, buna rağmen o demokrasi zeminindekilerin kendi iradelerini gerçekleştirdiği, koolektifleştirdiği yöntemler arar. Yani çelişkiden, çatışmadan, farklılıklardan korkmayan bir zemin olarak demokrasiden bahsediyoruz. Demokrasi, Türkiye toplumu açısından gerçekten biraz daha Kürt siyasal hareketiyle, özgür kadın hareketiyle sistem dışı bir yerden de düşünülebileceği öne sürülen bir kavram. Bu anlamda yolculuk aslında özgürleşme ve eşit yurttaşlık içindir" diye konuştu.
Türkiye'de demokrasi fikrinin özellikle Kürt Özgürlük Hareketi ve kadın özgürlük mücadelesi tarafından güçlü şekilde sahiplendiğini belirten Ruşen Seydaoğlu, özgürleşme ve eşit yurttaşlık mücadelesinin sürdüğünü ifade etti.
KADINLARIN TARİHSEL ROLLERİ
Kadınların bir yandan mevcut sistem içerisinde elde ettikleri kazanımları korumaya çalışırken, diğer yandan köklü bir dönüşüm arayışı içerisinde olduğunu dile getiren Ruşen Seydaoğlu, nafaka hakkı, miras hakkı ve İstanbul Sözleşmesi gibi başlıklara yönelik saldırılara dikkat çekti. Ruşen Seydaoğlu, "Şüphesiz bugün nafaka hakkına dair saldırıların karşısına aslında kadınların neden istihdamdan bu kadar kopartıldığı, kadınların neden üretemediği, ürettiğini yönetemediği, bu sistemde sıkıştırıldığı tartışmasıyla beraber yaklaşıyoruz. Nafaka meselesini her ne kadar böyle yansıtmaya çalışsalar da ‘süresiz nafaka’ diye Türkiye'de bir şey olmadığını biliyoruz. Ve kadınların bunu çok da isteyerek değil, mecbur kalarak bu haktan faydalandıklarını görüyoruz. Neyi kastediyorum? Bir kadın ömrü boyunca zaten ayrıldığı, boşandığı erkekle böyle bir bağ kurmak istemiyor. Buna mecbur bırakılıyor. Haliyle nafaka hakkının korunması ile beraber, az evvel de ifade ettiğim gibi, kadınların üretime katılması, ekonomideki rollerini, o tarihsel rollerini yeniden ele almasını konuşuyoruz" ifadelerini kullandı.
‘ANAYASAL GÜVENCE ŞART’
Kadın özgürlüğünün yasal düzenlemelerle sınırlandırılamayacağının altını çizen Ruşen Seydaoğlu, Kürt kadın hareketinin anayasal statü talebinin önemli olduğunu vurguladı. Ruşen Seydaoğlu, "Kürt kadın hareketi ısrarla anayasal statüden bahsediyor. Çünkü anayasa, yani toplumun kendi sözleşmesi esastır. Yasalarla erkek egemen sistemler ısrarla istisnalar koyarlar. Bir hak varmış gibi görünür. Örneğin kadının evlenme hakkı, boşanma hakkı, nafaka hakkı, çalışma hakkı, sağlık hakkı bunların hepsi var gibi görünür ama sürekli yasalarla, hele son dönemde paketlerle bunlar yontulmaya, bir şekilde aşındırılmaya çalışıldı. Bu anlamda da bir yasa çıkıyorsa muhakkak orada itiraz edenlerin tanınmış bir hakkı aşındırılmaya çalışılıyor demektir. Son dönemdeki aslında 12'nci Yargı Paketi ile biraz karşı karşıya olduğumuz durumda budur. Bu temelde ‘toplumsal kesimlerin ihtiyaçlarını karşılıyoruz’ adı altında hak gruplarının, kolektif hakların sürekli aşındırıldığı, daha çok devlet otoritesinin karar vericiliğinin olduğu ama toplumların haklar açısından, evrensel ilkeler açısından zayıflatılmaya çalışıldığı bir sistem yaratılıyor. Bu paketler de onun parçasıdır" diye belirtti.
Masada güçlü olmanın, sokakta güçlü olmaya bağlı olduğunu dile getiren Ruşen Seydaoğlu, demokratik cumhuriyetin kadın özgürlüğüne bağlı olduğunu ve bir aktör olarak değil, kurucu özne olarak ele alınması gerektiğini ifade etti.
MA / Melik Varol - Necla Demir Arvas