Yazar Zeren: Sanat özgürlükler ortamında yükselir, toplumsallaşır
İSTANBUL - “Yağmur Kuşları” kitabıyla okuyucuya ulaşan yazar Deniz Faruk Zeren, barışın edebiyata etkisine dair “Barış ve demokratik değerlerin yükseldiği dönemlerde edebiyat da daha güçlü çiçeklenecektir" dedi.
Yazar Deniz Faruk Zeren’in “Yağmur Kuşları” adlı öykü kitabı Metis Yayınları’ndan çıktı. Minimal (Kısa) öykülerden oluşan kitap bir solukta okunan ama tadı damakta, akılda yürekte kalan bir eser. Deniz Faruk Zeren’ in sade, sakin su gibi duru öyküleri okuru bir anda kitabın içine çekiyor. Susuz kalmış bir toprağa ya da insana sunulan bir su gibi bir solukta içilen, dağların derinliğine yürüten bir yolculuk gibi. Her bir öyküde dağların derinliğine doğru yol alırken dağlarla birlikte Kürdistan’ın ta içinde en derinine ulaşıyor okuyucu.
Bir paragrafta, kısa bir öyküde ne anlatılabilinir diye düşünürken en derine inmeyi hissettiriyor Deniz Faruk Zeren dağların kalbine. Orada boşlukları zihninizde dolduruyorsunuz, kitap ve öykü bitse de siz kendiniz yeni bir yolda yürüyorsunuz, öykünün kahramanlarına yoldaş oluyorsunuz. Dağları anlatıyor Deniz Faruk Zeren, o yolda yürüyenleri, bugünleri getirenleri… Uzun uzun yürüyüşler, yorulup, yorulmayı bile dile getiremeyenler, uzun uzun yürüyüp o kısa yolculuğun sonunu soranlar, sonrasında o öndeki tepeyi son tepe olarak gösteren o güzel rehberler…
Her kısa öyküde Kürdistan var. İçinde Dicle’yi Fırat’ı taşıyan, Onlarca kez dağları sırtlayıp dağlara yürüyen, dünü taşıyan azık olarak ama geleceği her adımda örenlerin öyküsü.
Bir fragman değil, filmin ta kendisine götürüp insanı zihinde mücadeleyi yaratanlarla buluşturuyor. Dağda bir mağaraya sığınanlar, sonra hareketsiz saatler, kardan banyo suyu ısıtan savaşçılar, günün son ışığına kadar kelimelere gömülenler, sonra yıldızlar. Ateşle, soğukla imtihan… Özgürlüğe sevdalılarda imtihanın güzeli, heyecanlısı… Onlarca minik öykü, dağdan dağa, kamptan eyleme, en çok da yoldaşlığa taşınan öyküler. Sonra dört duvar, nefessizliğe karşı birbirine nefes olanların mekanı. Düşüncede özgürlük tohumunun büyüdüğü, hayallerdeki koca çınar ağacının gölgesinin, yaprak hışırtısının havalandırmada unutulduğu güzel anlar, o gölgenin gardiyana yakalanmasından duyulan endişe… İşte böyle deniz, derya bir zenginlik.
Yazar Deniz Faruk Zeren, “Yağmur Kuşları” kitabı ve edebiyat üzerine sorularımızı yanıtladı.
Yağmur Kuşları kitabının okuyucusu bol olsun. Minimal öykülerle okuyucuya ulaşma fikrini biraz anlatır mısın?
Yağmur Kuşları sebebiyle sizinle söyleşmek mutluluk verici. Daha önceki kitaplarımda da minimal öyküler vardı aslında. Ancak bu yoğunlukta ve kitap oylumunda minimal öyküye yönelmem uzun karmaşık ve özel bir dönemin yoğunlaşmasının ürünüdür. Biçim ve nitelik olarak her zaman beni fazlasıyla çeken, cezbeden büyük bir edebi tür olarak minimal öyküler için bir bütünlük ve kendine özgü olma haline geldiğini hissettiğim, düşündüğüm zaman kitap olarak yayınlanmasına cesaret edebildim. Kendi adıma bu boyutta denememiştim. Alışılmışın dışındaydı ve benim için büyük heyecan ve korku sebebiydi. Ancak nicelik ve nitelik olarak bir yandan güveniyor doğru bir çalışma, yönelim olduğunu düşünüyordum. Kısacası benim için hem üretim hem yayınlanması süreci sancılı öğretici ve ufuk açıcı oldu.
Kitabı okurken “bir paragrafa sığabilmiş bir ömür” ya da “bir ömrü paragrafa sığdırabilme” halini gördüm öykülerinde. Sen kitabı nasıl tanımlıyorsun?
Hani bazı anlar vardır ya devasa bir bütünün içinden parıldar o an işte belirleyicidir, o anın tadı özgünlüğü ve biricikliği için bütünün hepsine değer. O an için yaşamışsındır. O anı iyi ki yaşamışsındır.
Dediğini bir parça başarabildiysem ne mutlu. Hani bazı anlar vardır ya devasa bir bütünün içinden parıldar o an işte belirleyicidir, o anın tadı özgünlüğü ve biricikliği için bütünün hepsine değer. O an için yaşamışsındır. O anı iyi ki yaşamışsındır. Yağmur Kuşları o anları kovalayan, yakalamaya çalışan, anlamaya, anlatmaya çalışan bir kitap. Her bir öykü nefes alır gibi ya da nefesini tutar gibi canlı, hisli olsun istedim, bunu aradım, bu hem teknik hem içerik olarak benim için hem zevkli hem yorucu hem bütünleştirici bir arayıştı. Çoğumuz bir sözden bir bakıştan bir dokunuştan ibaretiz ya bir merhabanın ya da bir elvedanın yarattığı insanlarız. Bu kitap onu anlatır. Onları anlatır. O ömrünüze değen bakışı, dokunuşu, gülüşü, selamı ve vedayı bir de böyle anlatmayı denemiştir. Neden olmasın?
Dağları ve özgürlük arayışçılarının derinliğine ermek ve bunu anlatmak nasıl bir his?
Yeterince erişebildim mi emin değilim. Yeterince birleşebildim mi arayışa dahil olabildim mi emin değilim, mutlaka eksiklikleri oldu mutlaka şöyle de olabilirdi ya da böyle de olabilirdi denilebilecek yanları var. Zamanla daha fazla açığa çıkacak. Ancak denedim. Yoğunlaştım bir düzey tutturdum belki yetersiz ama olsun başlangıçtır. Öğretici oldu. Sadeleştirici oldu. Bu da yeter. Her şekilde her biçimi ve tekniği deneyerek kurcalayarak, arayarak üretmek gerektiğini düşünüyorum.
Sanal medyanın bu kadar yaygın olduğu bir dönemde edebiyatı ayakta tutmaya çalışmak böyle bir çaba içinde olmak zor mu?
Edebiyat her şekilde ayakta kalır. Kalacaktır. Kendi oluşu ve vazgeçilmezliğiyle bunun mekanizmalarını yaratacaktır mutlaka. Daha çok kıymetli yazarlar çıkacak yetişecek kıymetli eserler üretilecektir mutlaka okuru da olumsuz etkilerden koruyacaktır.
Diğer kitaplarında da dağ edebiyatına odaklanıyorsun. Senin ve diğer dağ edebiyatı yazan kişilerin kitaplarına bakarak dağ edebiyatını Kürdün yazılmamış tarihi olarak tanımlamak mümkün mü? Sen dağ edebiyatını nasıl tanımlıyorsun?
Halkımızın bir bütün maruz kaldıkları, yaşadıkları ve bunlar karşısında olduğu her yerdeki direnişi edebiyatın konusudur. Olmalıdır.
Aslında ben böyle kategorize edilmesine karşıyım. Dağ edebiyatı, hapishane edebiyatı, sürgün edebiyatı gibi tanımlamalar ihtiyacı karşılamıyor var olanı tanımlamaya yetmiyor. Dağlar, zindanlar, sürgün, gurbet, yersiz yurtsuzluk, diaspora, metropol buralarda olmak, buralarda olup bitenler mücadelenin sonuçlarıdır. Sömürgeciliğin sonuçlarıdır. Halkımızın bir bütün maruz kaldıkları, yaşadıkları ve bunlar karşısında olduğu her yerdeki direnişi edebiyatın konusudur. Olmalıdır. Bir bütün olarak büyük bir alt üst oluş yaşadık, yaşıyoruz. Birkaç kuşak savaşta yok oldu ve yeni kuşaklar yetişti yeni bir insan var artık bu son elli yıla bir şekilde şahit olmuş hiçbir birey eskisi gibi kalamaz. Bütün bunlar bir direniş edebiyatı yarattı. Mekandan bağımsız ve onu da kapsayacak bir yoğunlukta devrim edebiyatı da denebilir. Dağlar hapishaneler, sürgünler direnen halklar için olağan mekanlara dönüşmüş ya da onlarla bütünleşmiş, bunların üzerinden atlayamayız. Son elli yılda her hikayemiz her bir hikayemiz buralarda oluyor oluşuyor, buralarda geçiyor. Edebiyat bu direniş alanlarını insani yaşama özgür yaşama ısrar etme alanlarını ve bu alanların hikayelerini insanlarını duygularını gerçeklerini atlayamaz. Atlamamalıdır.
Kürtler gibi varlıklarını tanıtmak için bile 50 yıl gibi uzun soluklu mücadele yürüten halklar için edebiyatın yeri nedir? Varlık mücadelesinde edebiyat nerede duruyor?
Kürtler gibi halklar için edebiyat ontolojik olarak dünyayla ilişki kurma biçimi, aracı. Son elli yıl değil yalnızca yüzyıllardır böyle. Dilini ve kültürel değerlerini korumanın ve geliştirmenin bir aracı. Kürtler de bu aracı yetkinlikle kullandılar. Son elli yılın büyük alt üst oluşu ve devrimci durumu mutlaka edebiyatı da etkilemiştir. Yaşananlar ne sıradandır ne de tanrısal. Olağanüstü trajedi ve olağanüstü destansı olabilir buna yetecek bunu büyütüp evrensel değerler oluşturabilecek kadar büyüktür olup bitenler. Yaratılıyor daha fazla yaratılacağına inanıyorum. Mutlaka evrensel büyük eserler de çıkacaktır. Bu kaçınılmazdır. İnsanlık nasıl Sovyet Edebiyatına işte diğer büyük devrimlerin edebiyatlarına tanık olduysa ve halen hayranlıkla okuyorsa Kürt edebiyatına da öyle hayranlıkla dahil olacaklardır. Buna inanıyorum.
Kürt sorununun çözümüne ilişkin devam eden bir süreç var. Bu sürece dair görüşlerin nedir?
Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın mutlaka hedeflerine ulaşacağına ve bu temelde Anadolu ve Mezopotamya halklarının yeni bir tarihsel, demokratik birliğe ulaşacağına bunu yaratacak iradeye inanıyorum.
Süreç heyecan ve umutları kadar kaygı ve çekinceleriyle de hayatın her anını etkiliyor. Bu büyük umutların boşa düşmemesini diliyorum, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın mutlaka hedeflerine ulaşacağına ve bu temelde Anadolu ve Mezopotamya halklarının yeni bir tarihsel, demokratik birliğe ulaşacağına bunu yaratacak iradeye inanıyorum.
Sürecin başarıya ulaşması yani Kürtlerin Demokratik bir Cumhuriyet’e entegre olmaları halinde Kürt edebiyatı bu durumdan nasıl etkilenir?
Barış ve demokratik değerlerin yükseldiği dönemlerde edebiyat da deyim yerindeyse daha fazla daha güçlü çiçeklenecektir. Sansürün, ifade engellerinin olmaması, dil sınırlamalarının, iletişimin ve etkileşimin yükselmesi elbette Kürt edebiyatını da görsel sanatlarını ve üretimini yeni ve çağdaş bir Rönesansla buluşturacaktır. Bu Ortadoğu Rönesansı bir bütün olarak zincirlerini kırarak çağıldayacaktır. Demokratik Cumhuriyet’e bunun başarı adımı olarak inanıyorum. Sanat özgürlükler ortamında yükselir, toplumsallaşır mutlaka.
MA / Dicle Müftüoğlu