ÇEWLÎG - Sürgündeki müzisyen Ulaş Kelaşîn, “Özgür ve demokratik bir toplumu kendi coğrafyamızda inşa etmek için sanatımızı evimizde icra etmeye hazır olmalıyız” dedi.
Türkiye’deki engellemeler nedeniyle çok sayıda sanatçı üretimlerini sürdürebilmek amacıyla Avrupa’ya iltica etmek zorunda kaldı. Sanatçılar sürgünde de anadillerinde albümler çıkararak, sanat kurumları çatısı altında örgütlenerek ve dengbêjlik gibi sözlü kültür miraslarını koruyarak mücadelenin bugünlere gelmesinde rol oynadı. Buna karşın sanatçılar kendi coğrafyalarından uzak kalarak birçok zorlukla karşı karşıya kaldılar.
Sürgündeki Kürt müzisyen Ulaş Kelaşîn, sürgün yıllarını, yitirilen sanatçıların mirasını, kabul edilen çerçeve yasayı ve kültür-sanat insanlarının ülkeye dönüş koşullarını değerlendirdi.
BASKILAR YÜZÜNDEN AVRUPA'YA İLTİCA ETMEK ZORUNDA KALDI
Çocukluk yıllarından itibaren müziğe ilgisinin olduğunu belirten Ulaş Kelaşîn, dönemin siyasi atmosferi ve dille ilgili engeller nedeniyle müzik serüvenine Türkçe şarkılarla başladığını ifade etti. 1998’de Çewlîg’de katıldığı yarışmada birinci seçildikten sonra müziği profesyonel bir zemine taşımaya karar verdiğini aktaran Kelaşîn, Türkiye’de Kürt kültürü üzerindeki baskılar ve karşılaştıkları engeller nedeniyle 2005 yılında Avrupa’ya iltica etmek zorunda kaldığını söyledi. Paris’e yerleştikten sonra sanatsal üretimini Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi bünyesinde sürdürdüğünü kaydeden Kelaşîn, "Xem" isimli albümüyle dengbêjlik geleneği ve modern motifleri harmanlayarak sürgündeki halkın sesi olmaya çalıştığını dile getirdi.
'MİR PERWER’İN ANISI DİRENİŞ PUSULAMIZ’
Sürgündeki üretim alanlarının da tamamen güvenli olmadığını vurgulayan Kelaşîn, 2021 yılında pandemi döneminde Paris’te tanıştığı Mir Perwer ile olan dostluk sürecini anlattı. Perwer’in de ülkedeki siyasi baskılar ve cezaevi süreçleri nedeniyle Avrupa’ya gitmek zorunda kaldığını belirten Kelaşîn, birlikte stüdyoya girerek bir klam hazırlığına başladıklarını söyledi. 2022 yılındaki saldırıda Perwer’in katledilmesinin derin bir yara açtığını vurgulayan Kelaşîn, "O gün yarım kalan o şarkı, aslında onun yarım kalan kebesi, yarım kalan ömrüydü. Ben o esere ve onun mirasına sahip çıkarak şarkımızı tamamladım ve halkımızla buluşturdum. Onun anısı bizim direniş pusulamızdır" ifadelerini kullandı.
Türkiye’de kabul edilen çerçeve yasayı değerlendiren Kelaşîn, 50 yıla yaklaşan mücadelenin ve 30 yılı aşkın süredir yürütülen muhataplık arayışlarının yasal ve resmi bir boyuta ulaşmasını tarihi bir adım olarak nitelendirdi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın muhataplığıyla yürütülen sürecin Ortadoğu’nun geleceği ve halkların ortak yaşamı adına büyük bir umut olduğunu kaydeden Kelaşîn, cezaevinde ve sürgünde olan herkes için kendi topraklarına dönme zemininin doğduğunu söyledi.
‘KENDİ TOPRAKLARIMIZA DÖNMELİYİZ’
Yeni döneme ilişkin sürgündeki aydın ve sanatçılara düşen sorumluluklara değinen Kelaşîn, sürecin başlamasıyla kimsenin kenara çekilemeyeceğini vurguladı. Kültür ve sanatın inşa edilecek barışın harcı olduğunu belirten Kelaşîn, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: "Biz sürgündeki sanatçılar, akademisyenler ve siyasetçiler olarak mücadelemizi tamamlanmış görmüyoruz. Kaybettiğimiz yoldaşlarımızın anısına sadık kalarak, edindiğimiz birikim ve taze bir enerjiyle kendi topraklarımıza dönmeliyiz. Özgür ve demokratik bir toplumu kendi coğrafyamızda inşa etmek için sanatımızı evimizde icra etmeye hazır olmalıyız."