ANKARA - Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı ve Türkiye destekli grupların Halep’te Kürt mahallelerine yönelik saldırılarına tepki gösteren siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri, saldırılara karşı mücadele çağrısında bulundu.
Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı ve Türkiye destekli paramiliter grupların, Halep’e bağlı Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı Eşrefiyê ve Şêxmeqsûd mahalleleri ile Süryanilerin yaşadığı Benî Zêd mahallesine yönelik saldırıları sürerken, kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu çok sayıda sivilin katledildiği ve yaralandığı bildiriliyor.
Saldırılara karşı Türkiye’nin tutumuna ilişkin kamuoyunda tepkiler büyürken, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Emek Meclisi üyesi Yılmaz Yıldırımcı, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete ve Sosyalist Kadınlar (SOLDEP Kadın) üyesi Eylül Soyluoğlu saldırılara tepki gösterdi.
İKTİDARIN TUTUMUNA TEPKİ
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Halep’te yaşananların ulus-devlet zihniyetinin kanlı bir özeti olduğunu belirtti. Ortadoğu’daki hiçbir devletin, bizzat o coğrafyada yaşayan halkların ya da ulusların mücadelesi sonucunda kurulmadığını belirten Kete, Halep’teki saldırıların da hegemonik güçlerin Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme siyasetinin bir sonucu olduğunu ifade etti. Türkiye’nin bu saldırılara karşı pozisyonunu eleştiren Kete, “Türkiye bu saldırıları destekler nitelikte söylemler söylüyor, bunu da en yetkili isimler dile getiriliyor. Tarihte de gördüğümüz gibi kriz ve kaos halinin derinleşmesi durumunda iktidardaki kesim içte otoriterleşmeye doğru gider ve zor ve ideolojik aygıtlarla toplumu baskı altına almaya çalışır. Yasama-yürütme-yargı buna göre dizayn edilirken dışta ise bir ‘genişleme’ anlayışı merkezde olur, bunun propagandası yapılır. Bunun temelinde ise içte yönetememe durumu söz konusudur. Türkiye’de yaşanan bu yönetememe krizinin barışın toplumsallaşmasını görünmez kılma ve içeride de kendine meşrutiyet sağlama amacı var” diye belirtti.
'ROJAVA BİZİM GÖZÜMÜZDE BİR RIZA ŞEHRİDİR'
Yaşanan saldırıların Rojava’da inşa edilen komünal topluma karşı olduğunu belirten Kete, “Rojava bizim gözümüzde bir rıza şehridir. Ortadoğu’da, Mezopotamya’da yaşanan olaylar kelebek etkisiyle var olur, hiç hesapta olmayan bir durumdan büyük değişimler yaşanabilir. Rojava modelinin de diğer tekçi ülkeleri etkileyeceği biliniyor. Bunun üzerine gelişen bir tedirginlik ve korkuyla tekçi sistemler önlem almaya yönelmiştir. Ortadoğu yeniden dizayn edilirken artık ulus-devletler sürece cevap olamıyor. AKP ve diğer birçok partinin saldırılara yönelik tepkilerini de bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor” şeklinde konuştu.
‘SAYIN ÖCALAN’IN PROJESİ TEK KURTULUŞ YOLU’
Tekçi ulus anlayışlarının Ortadoğu’da bir geleceği olmadığını söyleyen Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Emek Meclisi üyesi Yılmaz Yıldırımcı ise, “Tek çare tüm halkların ortak demokratik eşitlikçi bir sistemde birlikte yaşamasını esas almaktır. Sayın Öcalan 27 Şubat çağrısıyla bunu Barış ve Demokratik Toplumun İnşası temelinde bir proje olarak tüm toplumlara ve Ortadoğu'daki halklara sundu. Bu proje de halkların birlikte eşit, çoğulcu, kimlik temelinde birlikte yaşama anlayışını ortaya koyuyor. Bu, demokratik komünal sistemde, demokratik toplumu inşa temelinde Türkiye'de, İran'da, Irak'ta, Suriye'de ve tüm Ortadoğu'da ortak demokratik bir yaşamı inşa etme projesidir. Bu proje tek kurtuluş yoldur. Başka yol yoktur” diye ifade etti.
‘TÜRK HALKI DA BU SALDIRILARI KABUL ETMEMELİ’
Halep’teki saldırıları hiçbir Kürdün kabul etmeyeceğinin altını çizen Yıldırımcı, “Sivil mahalleleri ablukaya almak, susuz bırakmak, gıdasız bırakmak, elektriksiz bırakmak ve ağır silahlarla oraya hücum etmek, oraya savaş açmak insanlık suçudur, soykırımdır. Türkiye’deki Kürt halkının bunu kabul etmeyeceği gibi Türk halkının da bunu kabul etmemesi lazım. Türkiye’deki mevcut sistemin de bunu kabul etmemesi lazım. Eğer Kürtlerle, Türkiye’de ortak demokratik bir ortamda ve ülkede eşit bir şekilde yaşama arzusu var ise o zaman Suriye’deki Kürtlerin de bizim kardeşlerimiz olduğunu; onlara giden her kötülüğün, sıkılan her kurşunun buradaki Kürt halkına da sıkıldığını anlamak lazım. Biz Kürtler olarak Türk, Arap ve Fars halkı ile barış içinde birlikte yaşamak istiyoruz. Bunun temelini Türkiye devleti atmalıdır. Kürtlerle birlikte yaşamayı esas almalı ve çetelere, cihadist anlayışlara, sistemlere, gruplara prim vermemelidir” şeklinde konuştu.
Esas olanın asimilasyon ve inkardan uzak, öz yönetimlerle inşa edilen ortak bir demokrasi olduğuna işaret eden Yıldırımcı, “Türkiye'deki devrimcileri, demokratları, emekçileri, Müslümanları ve zulme karşı olan herkesi Kürtlerle birlikte bu imha savaşına karşı ses yükseltmeye çağırıyorum” diye seslendi.
‘İKİYÜZLÜLÜĞÜ TEŞHİR EDİYORUZ’
Sosyalist Kadınlar (SOLDEP Kadın) üyesi Eylül Soyluoğlu, ise mahallelere yönelik saldırıların bir savaş suçu olmasıyla birlikte 1 Nisan Anlaşması'nın da açık ihlali olduğunu belirtti. Süren saldırıların başta Kürtler ve Süryaniler olmak üzere tüm halkların varoluşlarına yönelik olduğunu aktaran Eylül Soyluoğlu, Türkiye devletinin saldırılar karşısındaki sessizliğini şu sözlerle eleştirdi: “Türkiye Devleti'nin kuruluşundan itibaren süregelen ‘tekçi’ politikalar, AKP-MHP iktidarı altında da devam ediyor. IŞİD artığı cihadist çeteler; Türkiye iktidarından ve emperyalist, sömürgeci devletlerden aldıkları destek neticesinde Kürt halkının mahallelerine saldırı düzenleniyor. Bir hafta önce Türkiye devletinin polislerini öldüren IŞİD lanetlenirken, bugün HTŞ çeteleri Kürt halkına yönelik saldırılar ardından kahramanlaştırılıyor. Bu ikiyüzlülüğün teşhirini de mecburi görüyoruz.”
‘ROJAVA’DA KADINLARIN DİRENİŞ MİRASI’
Suriye’de 2011 yılında iç savaşın ardından gerçekleşen Rojava direnişini anımsatan Eylül Soyluoğlu, “Bugün, Suriye'de; Türkiye Devleti ve emperyalist güçlerin destekleri ile hareket eden cihatçı çeteler, Rojava'da kadınların mücadelesi ile yenilmişlerdi. Rojava Devrimi, kadınların direnişi ile karanlığın aydınlatıldığı bir mihenk taşıdır. Rojava'da cihadist güçlere karşı mücadele eden kadınların direniş mirası; Ortadoğu'da bir arada, eşit ve özgür bir yaşam taleplerini dillendiren tüm ezilenlerin mücadelesinde yer buluyor. Suriye'de oluşturulmaya çalışılan tekçi, cinsiyetçi ve cihatçı yapının içerisinde IŞİD artıklarının yer edinmesi kaçınılmaz bir sonuçtur. Emperyalist güçlerin desteği ile Suriye'yi ve Suriye'nin içerisindeki tüm halkları, etnik ve dini kimlikleri, tüm cinsiyetleri kendi çıkarları uğruna yok etmeye, eğip bükmeye ve teslim almaya niyetlenen HTŞ yönetiminin tam karşısındayız" ifadelerini kullandı
MA / Deniz Karabudak