ÖHD'li Köçer: Türkiye hukukun gereği umut hakkını uygulamak zorunda
ANTALYA – AİHM'in Abdullah Öcalan hakkında verdiği "umut hakkı" ihlali kararına işaret eden ÖHD'li Erol Köçer, "Türkiye uluslararası hukukun gereği olarak umut hakkını uygulamak zorundadır" dedi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) 12 yıl önce Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan hakkında verdiği "umut hakkı" ihlali kararı, aradan geçen süreye rağmen uygulanmazken, AİHM'in bu konuda istediği yasal düzenleme de yapılmış değil. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin gündeminde olan konu Barış ve Demokratik Toplum Süreci'yle birlikte siyasetin temel gündemine giren konuya ilişkin yasal düzenleme yapılmasında siyasi bir uzlaşı henüz görünmüyor.
Türkiye'nin bu "umut hakkına" yönelik düzenleme yapmamasını hukuki değil siyasi bir tercih olduğunu söyleyen Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Antalya Temsilciliği Üyesi Erol Köçer, "Türkiye bu noktalarda insan hakları bağlamında ya da hukuk bağlamında değil, daha çok siyasi bağlamda hareket ediyor. Umut hakkının uygulanmasını daha çok siyasi olarak görüyor. Bu noktalarda da herhangi bir hukuki düzenleme olarak görmüyor. Türkiye'nin bu noktada bir karnesi var. Ve bunlar hep eksi yazan notlar. Bundan sürekli mahkûm edilmiş bir devlet. Ama hala bu adımları atmamada da diretiyor" ifadelerini kullandı.
'AİHM KARARLARINA UYMAK ZORUNDA'
AİHM'in ihlal kararının "bir kişinin tahliye imkanı olmaksızın cezaevinde tutulmasının" işkence ve kötü muamele yasağı kapsamında verildiğini hatırlatan Köçer, "Türkiye insan haklarını bir kavram ya da temel bir hak olarak görmüyor. Daha çok siyasi bir durum olarak gördüğü için de bunun için bir çözüm üretmekte ayak diretiyor. Bunun uygulanması noktasında uluslararası insan haklarının yaptırım gücünün az olması, işin içine ekonomik ve siyasi nedenlerin girmesi, devletleri buna zorlayamama gibi faktörler bu hakkın uygulanmamasının önünü açıyor, Anayasa çok açık. Türkiye AİHM kararlarına uymak zorunda. Hatta kendi yasasıyla çeliştiği noktada uluslararası mevzuatın daha önce gelmesi gerekiyor. Umut hakkının uygulanması için yasal değişiklik şart. Umut hakkının önündeki engeller Terörle Mücadele Kanunu ve İnfaz Kanunu'dur. Bu 2 kanunda Meclis'in düzenleme yapması gerekiyor" diye konuştu.
'SAYIN ÖCALAN'IN STATÜSÜ VE ROLÜ ÇOK AÇIKTIR'
Son süreçle kazandığı toplumsal anlamla birlikte "umut hakkının artık koşullu salıverilme kapsamında değerlendirilemeyeceğini" söyleyen Köçer, eğer yeniden bir toplumsal inşa hedefleniyorsa iktidarın yerleşik kodlardan sıyrılması gerektiğini belirtti. Köçer, "Bunun aksi olduğunda ise sorunun sadece bir silah sorunu olarak görüldüğü, bu silah sorununun dışında insan hakları ya da toplumsal inşa, demokratik kavramların çok da dikkate alınmadığı anlamı çıkıyor. Sadece koşullu salıverme olarak değil, bir toplumsal inşanın ve toplumsal güvenin sağlanması için de atılması gereken bir adım olarak görüyoruz. Sayın Öcalan'ın statüsü ve rolü çok açık. Rojava'daki krizin çözülmesinde aktif olarak rol oynadığı birçok kesim tarafından dile getirildi. Türkiye'de bir süreç yürütülüyorsa Sayın Öcalan bu sürecin baş aktörlerinden bir tanesi. Baş aktör olarak nitelendirdiğiniz bir insanın tecrit altında olması, gazetecilerle görüşememesi, diğer kesimlerle ve insan hakları çevreleriyle görüşememesi, kendini doğru bir şekilde ifade edememesi, sürecin ilerlemesinde ciddi engeller oluşturuyor. Sürecin bir ivme kazanması için de umut hakkının bir an önce uygulanması gerekiyor" şeklinde konuştu.
'KÜRT SORUNU BİR SİLAH SORUNU DEĞİLDİR'
Köçer, komisyon raporuna yönelik eleştirilerin büyük ölçüde haklı olduğunu, ancak sürecin yalnızca bu rapora bağlı olmadığını söyledi. AİHM ve Anayasa Mahkemesi'nin kararlarına uyulması gerektiğini belirten Köçer, kararların uygulanmasının yeni bir yasal düzenleme gerektirmediğini ifade ederek, "Bu mahkeme kararlarına uymak bile sürece olan güveni arttıracaktır. Ama maalesef iktidar bu noktada da halen bir adım atmıyor. Komisyon hala Cumhuriyet'in kodlarıyla ya da toplumsal nabzı ölçerek bir rapor hazırlığı içinde. Kürt sorununun bir silah sorunu olmadığı çok açık. Silah sadece bunun bir boyutu. Zaten silahın devreden çıkarılması, bu diğer boyutların da tartışılması ve bunların önünün açılması anlamına geliyor. Bizler komisyon raporuna rağmen hukuku, insan haklarını ve diğer talepleri, siyasi ve kültürel hakları talep etmeye devam edeceğiz. Bu noktada iktidarı zorlayacağız. İktidarın buradaki çekincesi toplumsal tepkilerden kaynaklanıyor ve bir noktada Cumhuriyet'in kodlarından kurtulamamasıdır" diye belirtti.
MA / Mehmet Güleş