İZMİR - 5 Haziran Dünya Çevre Günü, ekosistemin kapitalist sermayenin kar hırsına kurban edildiği, doğanın katledildiği bir ortamda karşılanıyor. Yıkım, başta insanlar olmak üzere dünyadaki tüm canlıların geleceği için ürkütücü boyutlara ulaştı.
Genel bir bakış açısıyla dünya ekosisteminin bütününde yer alan canlılar, bir bütün olarak tanımlanıyor. Birbirinin var olma ve yaşamını sürdürme nedeni olarak da ifade ediliyor. Ancak 8 milyarlık nüfusa sahip insan, bu ekosistemi yok etmek için elinden geleni yapıyor. Oysa insan, dünya üzerinde yaşayan canlıların ancak yüzde 0.1'ini oluşturuyor. Verdiği zarar ise iklimleri, mevsimleri değiştirerek, dünyayı giderek canlılar için daha tehlikeli hale getirdi.
Sanayi, kimyasal atıklar, madencilik, enerji üretme adına yapılanlar, savaşlar, üretilen silahların bıraktığı izler gibi bir yığın etken sıralanabilir dünyanın son 100 yılının yaşadığı ekolojik yıkım için. Toprak bu atıklarla kirletilirken, denizler çöplüğe dönüştürülüyor. Deniz ekosistemi giderek birçok yerde bozuldu ve kirlendi.
SU, TÜM CANLILAR İÇİN
4'te 3'ü suyla kaplı dünyada bütün canlıların yaşamı için gerekli tatlı su kaynaklarının yüzde 70’i endüstriyel tarımda, yüzde 20’si endüstride, yüzde 10’u ise insanların yaşam kaynağı olarak kullanılıyor. Ekosistemdeki diğer canlıların su ihtiyacı ise dikkate dahi alınmıyor. Bugün birçok yerde çölleşmenin, kuraklığın yaşanması nedeniyle birçok canlı türünün yok olması da bu hoyratlığın sonucu.
ORMANLAR BİLİNÇLİ YOK EDİLİYOR
Birçok ülkede ormanlar bilinçli biçimde yok ediliyor. Sanayide ham madde olarak kullanma adına kesilen, yok edilen ormanların aynı zamanda yaban hayatı açısından önemi ise görmezden geliniyor. Milyonlarca bitki ve canlı türü yok ediliyor. Ayrıca yapılaşma adına özellikle sahil kenarlarındaki ormanlar bilinçli biçimde ya kesilerek yok ediliyor ya da yakılarak. Toprağa ve suya verilen zararın yanı sıra havanın da giderek kirletilerek, neredeyse nefes alınamaz hale getirilirken, kuşların yaşam alanları da giderek daralıyor. Tüm bunların toplamında ise dünya ekosistemi, geri dönüşü olmayan bir yıkımla yüz yüze kalmış durumda. Bunun tek nedeni ise insanlar.
KAPİTALİST SERMAYENİN ASKERİ OLMAK
Tek amacı kar hırsıyla servetine servet katmak olan kapitalist sermaye, madencilik, enerji üretim santralleri, devasa sanayi alanları, fabrikalar, işletmelerle toprağı, suyu, havayı kirletmekten geri durmuyor. Bunu ise kölelik ücretiyle emeğini sömürdüğü milyonların eliyle gerçekleştiriyor. Dünyanın yüzde 82'si bitkilerden, yüzde 13'ü bakteriler, yüzde 5'i böcek, mantar, balık ve diğer canlılardan oluşuyor. Dikkat çeken ise yüzde 0.1 orana sahip insanın düşüncesizce, fütursuzca doğayı katletmesi.
BM EKOLOJİ MİSYONU YÜKLENMELİ
Dünya Çevre Günü, tüm bu olumsuzlukların hoyratça arttığı bir zamanda karşılanıyor. Birleşmiş Milletler'in (BM) 1972 yılında Stockholm’de düzenlenen “İnsan Çevresi Konferansı"nda aldığı kararla her yıl 5 Haziran, “Dünya Çevre Günü” olarak kutlanıyor. Ancak sadece kutlanıyor. Farkındalık, sorumluluk, duyarlılık ise hiç yok denecek düzeyde. BM ise sadece özel gün ilan etmekle ilgili karar alma mekanizması olmanın ötesine geçmiyor. Bu durum ise ekolojik dengeyi yok etmeye çalışan devletler ve kapitalist sermayeyi cesaretlendiriyor. BM'nin dünya kamuoyunda daha önemli kararlar alarak bu durumun önüne geçilmesinde ön ayak olabilme misyonu yüklense, bu ekokırımın önüne geçilebilme imkanları bulunuyor. Ancak bu olmayınca kapitalist sermayenin de her 5 Haziran, günah çıkarma günü oluyor. Göstermelik çevre duyarlılığı mesajları havada uçuşurken, uygulamada ise talan, katliam ve kıyımla doğa talanı planı tüm hızıyla sürdürülüyor.
BİR KARA MİZAH ÖYKÜSÜ
Türkiye’de de durum farklı değil. Kapitalist sermayenin, ekolojik bütünlüğü parçalama, yaşam alanlarındaki yıkımı iktidarın verdiği fırsatla yerle bir etme faaliyetleri tüm hızıyla sürüyor. Ekosisteme dönük bu saldırı yasalara, Anayasa'ya aykırı biçimde tüm hızıyla sermaye-iktidar el ele, topyekün biçimde gerçekleştiriliyor. Kapitalist sermayenin ülke coğrafyasını talan eden her girişimini sınırsız biçimde destekleyen AKP iktidarı, yaşam savunucularına karşı ise her tür zoru uygulamaktan geri durmuyor. Yaşam alanlarını, toprağı, suyu, havayı, ormanları, doğal hayatı korumaya çalışanlar ise karşısında güvenlik güçlerini, yargıyı, tutuklama ve hukuksuzluğu, baskıyı görüyor.
COĞRAFYA KAPİTALİST SERMAYEYE KURBAN EDİLİYOR
Uyguladığı politikalarla halkı açlığa, yoksulluğa, sefalete mahkum eden iktidar, “Çevre Performans İndeksi (EPI)” bünyesinde yer alan 180 ülke arasında son sıralarda yer alıyor. Bu da iktidarın "ekonomi şahlanıyor, uçuyor" yalanının gerçek durumunu ortaya koyuyor. 24 yıllık AKP iktidarı döneminde ülkenin geldiği nokta tüm alanlarda olduğu gibi yaşam alanları ve doğa da maden, enerji, havalimanı, inşaat gibi yıkım projeleri ile kapitalist sermayenin hırsına feda ediliyor. Ülkenin geleceği için büyük öneme sahip zeytinlikler, tarım alanları, meralar, deniz kenarları, ormanlar, su kaynakları giderek azalıyor.
GELECEĞİN EN BÜYÜK SIKINTISI SU OLABİLİR
Devlet Su İşleri'nin (DSİ) verileri de Türkiye'nin su fakiri olmaya doğru gittiğine dikkat çekiyor. DSİ verilerine göre, teknik ve ekonomik olarak kullanılabilir su potansiyeli 112 milyar metreküp. Kişi başına yıllık 1301 metreküp su düşerken, su zengini sayılmak için bu miktarın 1700 metreküpün üzerinde olması gerektiği gibi bir istatistiki bilgi var. Hal böyle olunca ekolojik kriz, nüfus artışı ve doğaya dönük kıyım başta olmak üzere bir çok etken göz önüne alındığında Türkiye, gelecekte su sıkıntısı yaşayan ülkeler arasında yer alacağı tehlikesiyle yüz yüze.
MA / İbrahim Açıkyer