Wan Barosu Başkanı: Anlaşma maddeleri anayasaya işlenmeli
WAN - Suriye’deki fetihçi anlayışın demokratik bir düzeni ne kadar sağlayacağının şüpheli olduğunu belirten Wan Barosu Başkanı Sinan Özaraz, kalıcı bir çözüm için mevcut anlaşma maddelerinin anayasal güvence altına alınması gerektiğini söyledi.
HTŞ, DAİŞ ve Türkiye destekli paramiliter grupların 6 Ocak’ta Halep’te başlattığı ve sonrasında Kuzey ve Doğu Suriye’yi hedef alan saldırıları, Kürtler ve dostlarının direnişi neticesinde 30 Ocak’ta Suriye geçici yönetimi ile QSD arasında bir anlaşma imzalanmasıyla sonuçlandı. Anlaşma imzalanmasına rağmen Rojava’da hak ihlalleri ve kuşatma devam ediyor. Anlaşmanın bu haliyle riskli olduğunu vurgulayan Wan Barosu Başkanı Sinan Özaraz, kalıcı bir çözüm için anayasal bir düzenlemenin şart olduğuna dikkat çekti.
‘TÜRKİYE’NİN TAVRI DUYGU KIRILMASI YARATTI’
Rojava’nın DAİŞ’ten kurtarılmasından yıllar sonra HTŞ ve DAİŞ zihniyetinin önce Alevi ve Dürzi, ardından Kürt halkına yönelik bir kıyım politikası devreye koyduğunu ifade eden Özaraz, şunları söyledi: “14 yıl aradan sonra aynı katliamcı zihniyet tekrar sahneye çıktı. Kürtler, Rojava’da yaşanan bu durumun Türkiye’nin arabuluculuğu ile çözülmesini bekliyordu; çünkü içeride yürüyen bir süreç vardı ve bu sürecin ruhu bunu gerektiriyordu. Ancak maalesef Türkiye, çatışmayı ve HTŞ’yi destekleyen söylemler ortaya attı. Haliyle bu durum içerideki süreci de etkiledi ve Kürtlerde derin bir duygu kırılması yaşandı. Kürtler bu tutumu düşmanca bir tavır olarak gördü. HTŞ’nin; kadınları ve çocukları katleden, sivil alanlara saldıran ve insan haklarını gözetmeyen politikası DAİŞ ile neredeyse aynıdır. Bu anlayışa karşı Kürtlerde doğal refleksler gelişti; fakat Türkiye bu durumda bile gösteri ve yürüyüşleri engelleyen bir konuma gelerek HTŞ’yi protesto etmeyi dahi suç saydı.”
‘TÜRKİYE’NİN UZLAŞICI BİR ROL ÜSTLENMESİ GEREKİYOR’
Türkiye’nin Suriye’de Kürt halkının yanında, uzlaşıcı bir rol üstlenmesi gerektiğini belirten Özaraz, sözlerine şöyle devam etti: “Bütün çağrımız, Türkiye’nin müzakereci ve uzlaşıcı bir rol üstlenmesi, çatışma ile savaşı engelleyici bir tutum sergilemesidir. Maalesef Kürt halkı nezdinde bu ruha uygun bir tutum göremedik. Orada insanlık suçları işlendi.”
‘SINIR KAPISI DERHAL AÇILMALI’
Kobanê halkına ulaştırılmak istenen temel yaşam malzemelerinin sınırda bekletildiğini hatırlatan Özaraz, insani yardım koridorunun kritik önemine dikkat çekti. Türkiye’nin bu savaşın bir tarafı olmaması durumunda sınır kapılarını derhal açması gerektiğini belirten Özaraz, temel beklentilerinin, yaşam kaynaklarının bölgeye ulaştırılması ve insani yardım koridorunun açılmasına destek sunulması olduğunu ifade etti. Özaraz, Kobanê’ye açılacak bu kapının sadece fiziksel yardımların iletilmesi anlamına gelmeyeceğini, aynı zamanda Suriye, Rojava ve Türkiye’deki Kürt coğrafyası arasında bir barış, dayanışma ve kardeşlik köprüsü vazifesi göreceğini vurguladı.
‘ANLAŞMA İÇİN HUKUKİ ADIMLAR ATILMALI’
Uluslararası ilkeler gereği Kürtlerin kendi kaderini tayin etme hakkının hukuken mümkün olduğunu belirten Özaraz, şu eleştirilerde bulundu: “Ancak uluslararası güçler Ortadoğu’da çözüm yerine kriz işleyişinin devam etmesini istiyor. Suriye’ye baktığımızda Kürtleri yok sayan, dilini yasaklayan ve uzun süre kimlik dahi vermeyen bir anlayıştan söz ediyoruz. Bu fetihçi anlayışın demokratik bir düzeni ne kadar sağlayacağı şüphelidir. Yapılan anlaşma tek başına uzlaşı sağlamaz. Garantör devletler, anlaşmanın fiiliyata dönüşmesi, hukuki ve siyasi adımların atılması noktasında denetleyici ve baskı kuran bir pozisyonda olmalıdır. Örneğin, HTŞ bölgesinden göç ettirilen Kürtlerin geri dönüşünden sonra neler yaşanacağını, kadınlara yönelik şiddetin nasıl son bulacağını bilmiyoruz. Garantör devletler sadece anlaşmanın uygulanmasını değil, savaş suçlarının ortaya çıkarılmasını da sağlamalıdır.”
‘ANLAŞMA GEÇİCİ YÖNETİMİN KEYFİNE BIRAKILAMAZ’
Dünyanın hiçbir yerinde tarafların savaş sonrası anlaşmalara kendiliğinden tam uymadığını ifade eden Özaraz, “Garantör devletler işleyişi sağlamalıdır. Ortak bir yaşam için derhal anayasal bir metin hazırlanmalı ve hayata geçirilmelidir. Kültürel ve siyasal haklar kolektif bir şekilde güvence altına alınmadıkça ve süreç yönetimin keyfi uygulamalarına bırakıldıkça sağlıklı bir sonuç çıkmayacaktır. Kalıcı bir çözüm için anayasal düzenleme şarttır. Mevcut anlaşma maddeleri bu anayasaya işlenmeli ve garantör ülkeler bizzat yürütücü olmalıdır” diye konuştu.
‘TESPİTLERDE BULUNMAK İSTİYORUZ’
Suça bulaşmış kişilerin tespit edilerek sorumluların uluslararası mahkemelerde yargılanması gerektiğini vurgulayan Özaraz, hem Rojava hem de geçici yönetimin bulunduğu bölgelerde, Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları kurumlarının da yer alacağı bir mekanizmayla gözlem yapmak istediklerini belirtti. Özaraz, olası savaş suçlarını raporlayarak bu suçların sorumlularının uluslararası yargı önünde hesap vermesi için gerekli çalışmaları yürütmeyi hedeflediklerini ifade etti.
MA / Adnan Bilen