KESK’li kadınların duruşması 27 Nisan'a ertelendi
ANKARA - Sendikal faaliyetleri gerekçe gösterilerek 15 KESK’li kadının yargılandığı davada dosyaya yeni delil sunulması nedeniyle bir sonraki duruşma 27 Nisan’a ertelendi.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) üyesi kadınların sendikal faaliyetleri gerekçe gösterilerek yargılandığı ve 14 yıldır devam eden davada karar duruşması Ankara Adliyesi 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma öncesi adliye önünde kitlesel açıklama yapıldı. Açıklamaya çok sayıda siyasi parti, uluslararası emek örgütü temsilcileri ile demokratik kitle örgütü temsilcileri katıldı. Açıklamada, "Jin jiyan azadî", "Yaşasın kadın dayanışması", “Baskılar biz yıldıramaz” sloganları atılırken “Kadın mücadelesi engellenemez sendikal haklara yönelik saldırılara son” pankartı açıldı.
Açıklamayı yapan KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, KESK’li aktivist kadınların, 14 yıldır sendikal faaliyetleri nedeniyle yargılandığını söyledi. KESK'in kurulduğu günden bu yana emek mücadelesini barış ve demokrasi mücadelesiyle birlikte yürüten bir örgüt olduklarını belirten Karagöz, "13 Şubat 2012’de, 8 Mart çalışmalarını örgütleyen KESK’li kadın yöneticilerin sendikal faaliyetleri suç kapsamına alınmıştır. Bu dava, bugün FETÖ davaları kapsamında tutuklu yargılanan bir savcının hukuksuz ve keyfi yaklaşımının ürünüdür" dedi. Karagöz, "İktidara da çağrıda bulunmak istiyoruz; sokaklarımızda, okullarımızda şiddetin kol gezdiği, gençlerimizin geleceğe dair karamsarlığa ve umutsuzluğa düştüğü, mafyanın, uyuşturucu tacirlerinin pervasızlaştığı bu dönemde demokrasi, eşitlik, özgürlük ve emek mücadelesi verenleri daha fazla hedef haline getirmekten vazgeçin. Hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığının gereğini yerine getirin" diyerek KESK'li kadınların beraat etmesi gerektiğini söyledi.
'GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ'
Ankara Kadın Platformu adına konuşan Ebru Özel de "KESK'li kadınların yargılanmalarına gerekçe yapılan emek mücadelesi, barış mücadelesi, özgürlük mücadelesi aynı zamanda kadın mücadelesinin ortak değerleridir. Biz bu değerleri yaşamın her alanında savunmaya; alanlarda, meydanlarda yaşatmaya devam edeceğiz. Bizler hiçbir saldırı karşısında geri adım atmadık bundan sonra da geri adım atmayacağız" diyerek bağımsız bir yargı süreci ve beraat talebinde bulundu. Açıklamanın ardından kitle duruşma salonuna geçti.
MÜTALAA SUNULDU
Kitlenin kalabalık olması nedeniyle duruşma 26’ıncı Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşındı. Kimlik tespitinin ardından başlayan duruşma, iddia makamının esas hakkındaki mütalaasının sunmasıyla devam etti. İddia makamı, KESK'li kadınların "Örgüt üyeliği" ve “Örgüt propagandası” iddiasıyla cezalandırılmasını talep etti. Mütalaaya karşı savunmasını yapan KESK’li kadınlardan Leman Kiraz, "Yasadışı bir örgüte üye değilim, daha önceki savunmalarımı tekrar ediyorum. Dosyada bana ilişkin İddia edildiği gibi katıldığımız toplantıları yasa dışı örgütler değil sendikamız belirler, bizlere de çağrı gelir" diyerek beraatini istedi.
'KESK'LİLER MASA BAŞINDA İŞ YAPMAZ'
Evrim Özdemir, "Yasal olan sendikam dışında başkaca hiçbir yere üyeliğim yoktur. El konulan kitap ve dergiler yasak olarak nitelendirildi. Her aldığım kitabın suç unsuru olup olmadığını araştırma sorumluluğu bana ait değil” diyerek beraatini talep etti. Dönemin KESK Kadın Sekreteri Canan Çalağan ise yargılanan tüm kadınların şube ya da işkolu kadın sekreteri olduklarını belirterek, “Şubat bizim için önemli bir ay. 8 Mart'ın hazırlıklarını tamamlarız. Bu dava sebebiyle çalışmalarımız aksatıldı. Eylem ve etkinliklerimiz yasadışı gibi gösterilmeye çalışılmıştır. KESK, emek mücadelesini; barış mücadelesinden, demokrasi mücadelesinden ayrı tutmaz ve tüzüğünde güvence altına alınmıştır. SES Ankara Şube Kadın Sekreteri Seher burada, geçen bilgiler herkesin bilebileceği bilgiler. İddianamede 'KESK'i ele geçirmek' diye bir ifade geçiyor. KESK, zaten bizim emeğimizdir. Bizler de yöneticiler olarak delegasyonların oyları ile seçiliriz. KESK üyesi olmakla da gurur duydum. Kütüphaneden seçilen kitaplar, delil olarak kullanıldı. Bin üzerinde kitaptan seçilen 3 4 kitap benim örgüt üyesi olarak değerlendirilmem doğru değildir. Diyarbakır'a aldığımız uçak biletleri, yasadışı faaliyet olarak gösterildi. KESK'liler masa başında iş yapmaz, ülkenin her yerinde çalıştaylar düzenler, çalışmalara katılır. 28 yıllık emeğimiz bu dosya gerekçe gösterilerek elimizden alındı. Emek mücadelesi yürüttüm, kadın mücadelesi yürüttüm. Artık bu mağduriyetin son bulmasını ve beraatimi talep ediyorum” diye savunma yaptı.
'SUÇLAMALARI KABUL ETMİYORUZ'
Nurşat Yeşil ise "Hem sendikamızın hem konfederasyonumuzun görevlendirdiği çalışmalara aktif olarak katıldım. Bugün hala sendika üyesiyim. Üzerime atılı hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum" diyerek beraatini istedi. Özden Özmen Gök, "Seher Tümer'in evinde ele geçirildiği iddia edilen bilgilerin çoğu yanlıştır. Sendikamızın düzenlediği etkinlik ve toplantılar dışında hiçbir toplantıya katılmadım" şeklinde savunma yaparak beraatini istedi. Güldane Erdoğan da suçlamaları kabul etmeyerek beraatini istedi. SEGBİS ile duruşmaya katılan Belkis Morsunbul de Seher Tümer ile sendikal etkinliklerden tanıştıklarını belirterek, “Bana ait olduğu iddia edilen bilgilerin hiçbirini kabul etmiyorum. Demokratik kitle örgütlerinin, kadın örgütlerinin bütün demokratik eylemlerine katıldım bunun suç unsuru ya da delil sayılmasını kabul etmiyorum” şeklinde beyanda bulundu.
'DAVAYI AÇANLAR, BU SUÇLAMALARDAN YARGILANDILAR'
Kadınların beyanlarının ardından dava avukatları savunmalarını yaptı. Avukatlardan Levent Kanat, "Bu davayı açan, soruşturma sürecini yürüten gerek savcılık gerekse kolluk kuvvetleri, müvekkillerimize yönelten suçlardan yargılandılar. İddianamenin aynısı mütalaa olarak sunuldu. Evrim Özdemir Oğraş hakkında DEKUP üyeliği iddiası var ancak bunun delilleri sunulmuyor. Bir oluşum varsa bu nedir, nasıl bir suç unsuru olduğuna dair bilgi, delil yok. İsnat edilen suçun oluşumu için fail ile fiil arasında illiyet bağı kurulmalıdır. Bu veriler hukuka aykırı olarak elde edilmiş. Toplantının nerede yapıldığı, kim katıldığı, dinleme, kamera kaydı, imza, kabul yok. Buna rağmen iddia makamı bunu gerekçe göstererek ceza talep ediyor. Toplantının yapıldığı iddia edildiği tarihte katıldığı iddia edilenler Ankara'da değil. Müzik, kitap ve dergilerin cezalandırma gerekçesi olarak değerlendirmesi utanç verici. Kürtçe kitap okuyamazlar mı, Kürtçe şarkı dinleyemezler mi? Yasaklama veya toplatılma kararı olmayan kitapların, çok rahat bir şekilde edinilebilecek bir kitabın delil olarak değerlendirilmesi hukuk adına çok üzücü bir şey. 2010 yılına kadar yapılan dinlemelerden hiçbir şey elde edemeyince evlerindeki kitaplardan, dergilerden delil çıkarılmaya çalışılmıştır. Sendikal çalışmalar nedeniyle Diyarbakır'da katıldığı toplantı delil olarak sayılmış ama toplantının içeriğine dair bilgi verilmemiş. Toplantının Diyarbakır'da yapılması birilerinin rahatsız etmiş. Demokrasi tahammül gerektirir. Sendikal faaliyetlere ilişkin İddia makamı şüphelinin lehine ve aleyhine delilleri toplamak zorundadır. Bu onun ve toplumun menfaatinedir. Dosyada çok sayıda lehe delil olmasına rağmen hiçbiri dikkate alınmadı. İsnat edilen suçların maddi unsuru oluşmamıştır. Bu davanın hukuki temeli çürüktür” şeklinde savunma yapıp müvekkillerinin beraatini istedi.
'EMNİYET TOPLANTI İDDİALARINI YALANLADI'
Avukatlardan Öztürk Türkdoğan, savunmasını yazılı olarak ayrıca dosya şeklinde mahkemeye heyetine sundu. Soruşturmanın 2009'da gizli olarak başlatıldığını ancak somut delil elde edilmediğini belirten Türkdoğan, “Aslında takipsizlik kararı verilip dosyanın kapatılması gerekirdi. Gülen örgütlenmesinin neye mal2009'daki Barış Süreci'ni sabote etmek için yaptılar. Diyarbakır ve Hakkari'de yapıldığı iddia edilen toplantı ile ilgili mahkemenizin araştırma yapmasını talep ettik. Hakkari ve Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, gönderdikleri yazıda, iddia edilen toplantılara ilişkin herhangi bir bilgi edinemediklerini belirtti. Seher Tümer, bilgisayarında ele geçirildiği iddia edilen belgelere ilişkin tanık olarak verdiği ifadesinde, evinde arama yapıldığı sırada evde olmadığını, iddia edilen belgelerin kendisine ait olmadığını ve kendisinin yazmadığını mahkemenize anlattı. Hiçbir illiyet bağı kurulmadan kişiler hakkında yapılan değerlendirmeler tek başına delil olarak değerlendirilemez. Abdullah Öcaln'ın İmralı'da tecrit altında olduğunu belirtmesi nedeniyle ceza talep edilmiş. Kolluk ve iddia makamlarının Türkiye'deki siyasal gelişmeleri göz önünde bulundurması gerektiğini söylüyoruz" diyerek müvekkillerinin beraatini talep etti.
'TEM FEZLEKESİ ÖNCE İDDİANAME SONRA MÜTALAA YAPILDI'
Avukat Murat Yılmaz, "Meslektaşlarımız, dosyanın soruşturmanın başlamasının usulünde hata olduğunu ve delillerin sakat olduğunu belirtti. 14 yıllık bir yargılama sürecinde, delillerle çürütülen iddianameyi kopyala yapıştır yapıp ceza istiyor. Son çare olarak dinleme ve fiziki teknik takip yapılır ancak müvekkilim hakkında böyle bir belge yok. Usül maddesini ortadan kaldırdığınızda hukuk konuşmaya gerek kalmaz. Usül hükümleri hepimizi koruyor. Güler Elveren, teknik ve fiziki takibinde bir tane yasadışı söz, eylem ve harekette bulunmamıştır. Bu yüzden buna dair tek bir delil dosyaya sunulmamıştır. TEM'in fezlekesi önce iddianame sonra mütalaa oldu. Mevzubahis solcular, Kürtler, öğrenciler, emekçiler olunca 14 yıl boyunca bu yargılama sürüyor. Cemil Tuğtekin'in düzenlediği bu iddianameye itibar etmeyin. İnsan haklarını savunmak, barışı savunmak mı 'terör' faaliyeti sayılıyor? Diyarbakır'a giderken aynı uçakta gitmişler ama ne yapmışlar, ne konuşmuşlar, bu toplantı gizli miymiş, buna dair bilgi yok. Ceza hukukunun genel prensipleri varken niyet okumak çok tehlikelidir. Aynı uçakta olmanın örgüt üyeliği için bir delil olarak değerlendirilmesini doğru bulmuyoruz. Bugün barışı tartışıyoruz ama o gün barış için bir araya gelen insanlar suçlanıyor. Toplatılan bir kitabın evde bulunması suç teşkil etmez. Müvekkilimin evinde bulunan binlerce kitaptan Abdullah Öcalan'a ait kitapları seçip bunu delil olarak sayılmasını doğru bulmuyoruz. AYM ve Yargıtay kararları bu konuda açıktır. Bütün bu çerçevede, müvekkilimin örgütle ilgili faaliyet yürüttüğüne dair bir tane delil yok. Aleyhimize bir belge, bir tanık, itirafçı hiçbir şey yok. Bir kadın olarak sendika yönetiminde mücadele etmeseydi bu dosyada sanık olmazdı. Müvekkilimin beraatini talep ederim" dedi.
‘VARSAYIMLARLA CEZALANDIRMA İSTİYOR
Avukat Çiğdem Kozan da “FETÖ’cü” olarak tabir edilen kişilerin yürüttüğü bir soruşturma ve hazırlanan iddianame sonucunda bu duruşmanın görüldüğünü ifade ederek, şunları söyledi: "Kadınların yürüttüğü sendikal faaliyetler yargılanmak isteniyor. CMK'ye aykırı şekilde dinleme ve teknik takip yapılmış. Mütalaada emniyetin Diyarbakır ve Hakkari'de yapıldığı iddia edilen toplantıya dair böyle bir toplantının olmadığı yazısı bile yer almıyor. Bu dosyaya dair hiçbir delil yok. Varsayımlarla 'örgüt üyeliği' gerekçesiyle cezalandırma isteniyor. Müvekkillerimizin beraatini talep ediyoruz.”
Mahkeme heyeti esasa ilişkin ara kararını açıklamak üzere duruşmaya ara verdi. Mahkeme heyeti, dosyaya yeni delil sunulması gerekçesiyle duruşmayı 27 Nisan’a erteledi.