Kayıp yakınları beş kentte adalet talep etti

Paylaş:

HABER MERKEZİ - Kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları bu haftaki eylemlerinden Mehmet Yıldız, Aydın Ay, Şükrü Fırat ve Süleyman Aksu için adalet talep edildi. İzmir'de yapılan eylemde ise Recep İncesu ve Ayten Öztürk'ün akıbeti soruldu.

Kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) düzenledikleri “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” eylemini bu hafta da devam etti.   
 
İHD ile kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” eyleminin 910’uncu haftasında da, Koşuyolu Parkı İnsan Hakları Anıtı önünde bir araya geldi. Kayıpların ve faili meçhul cinayetlerde katledilenlerin fotoğraflarının taşındığı eyleme, çok sayıda kişi katıldı. Açıklamanın bu haftasında, 22 Temmuz 1994’te gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan Mehmet Yıldız’ın hikayesine yer verildi.
 
Hikayeyi paylaşan İHD Amed Şubesi Kayıp Komisyonu üyesi Berfin Elçi şunları belirtti: “1995 yılında Diyarbakır‘ın Kulp İlçesinde dünyaya gelen Mehmet Yıldız, evli olup ortaokul mezunuydu. Kendisi Mersin ilinde çalışmaktaydı. Olayın yaşandığı tarihlerde Diyarbakır ilindeki ailesini ziyaret etmeye gelmişti. Mehmet Yıldız’ın kardeşi Kemal Yıldız ise Diyarbakır’daki bir kahvede çalışıyordu. Olay tarihinden önce sivil polisler Kemal Yıldız’ın kahvesine gidip kimlik kontrolü yaparlar. Yapılan kimlik kontrolü sırasında sivil polislerin Mehmet Yıldız’ı sorması üzerine Kemal Yıldız, hemen eve gidip Mehmet’e haber verir.
 
Mehmet Yıldız, polisler tarafından arandığını öğrenince eşyalarını bir çantaya koyup Diyarbakır’dan ayrılır. 22 Temmuz 1994 tarihinde Mehmet Yıldız, Diyarbakır’dan Kulp İlçesine doğru giderken Hazro’ya bağlı Karacaköy’de jandarmaların yaptıkları kimlik kontrolü sırasında Mehmet Aktar ve Mehmet Şirin adlı kişiyle birlikte gözaltına alınır. Her üç kişi de Hazro Jandarma Komutanlığı’na götürülür. Mehmet Aktar, köy korucusu olan yakınlarının devreye girmesi üzerine bir süre sonra serbest bırakılır. Mehmet Yıldız, gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamaz. Ailesi, Mehmet Yıldız’ın akıbetinin ortaya çıkması için çeşitli girişimlerde bulunur fakat bundan bir sonuç elde etmezler. Mehmet Yıldız o tarihten günümüze hala kayıp.”
 
ÊLİH
 
İHD Êlih Şubesi ve kayıp yakınları, eylemlerinin 746’ncı haftasında da Gülistan Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde bir araya geldi. Gözaltında kaybettirilen ve faili meçhul cinayetlerle katledilen yurttaşların fotoğraflarının açıldığı bu haftaki eylemde, 10 Temmuz 1993’te Êlih merkez 19 Mayıs Mahallesi’nde bulunan evinden çıktıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Aydın Ay’ın akıbeti soruldu.
 
Ay’ın kaybedilme hikayesini İHD yöneticisi Reşit Çetinkaya okudu. Çetinkaya, Ay’ın hikayesine dair şunları aktardı: “27 yaşındaki Aydın Ay, ailesi ile birlikte Batman’da yaşıyordu. İnşaat işçisi olan Ay, Halkın Emek Partisi (HEP) Batman İl Örgütü üyesiydi. Tehditler alıyor ama ailesini endişelendirmemek için bunu onlarla paylaşmıyordu.10 Temmuz 1993 tarihinde akşam saatlerinde sigara almak için 19 Mayıs Mahallesi’ndeki evinden çıktı. Ancak bir daha eve dönmedi. Bunun üzerine ailesi Ay’ı aramaya başladı. Bazı komşuları aileye oğullarının sivil giyimli, silahlı kişiler tarafından darp edilerek bir araca bindirilip götürüldüğünü söyledi. 3 gün sonra anne Raziye Ay, oğlunun evde kalan kimliğini ve yiyecek alarak Batman Emniyet Müdürlüğü’ne gitti. Oğlunun akıbetini sordu ve getirdiklerini görevlilere teslim etti. Raziye Ay, dokuz gün boyunca oğlu için emniyete yemek ve giysi götürdü. Görevliler her seferinde götürdüklerinin üzerine Aydın Ay’a ait olduğunu belirten bir not iliştirerek teslim aldılar. 10. günde yine yemek ve giysi getiren Raziye Ay, dünkü paketinin masada beklediğini, oğluna verilmediğini gördü.
 
Görevliler yeni getirdiklerini de teslim almadı ve ‘Burada öyle biri yok, bir daha gelmeyin’ dedi. O günden sonra Aydın Ay’dan haber alınamadı. Ailenin yaptığı tüm yasal girişimler sonuçsuz bırakıldı. Aile 2009 yılında Batman Cumhuriyet Savcılığı’na yeniden suç duyurusunda bulundu. Başvuru 2010 yılında takipsizlikle sonuçlandı. Takipsizlik kararına karşı 21 Mayıs 2010’da Midyat Ağır Ceza Mahkemesi’ne yapılan itiraz da sonuçsuz kaldı.  Ay ailesi yaklaşık 30 yıldır yapmış olduğu hukuk mücadelesinden herhangi bir sonuç alamadı. Oğullarına dair herhangi bir bilgiye ulaşamadı.”
 
Açıklama, oturma eyleminin ardından sona erdi.
 
 
RIHA
 
İHD Riha Şubesi, “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” şiarıyla açıklama yaptı. Novada Park AVM önünde yapılan açıklamaya kayıp yakınları ve insan hakları ativistleri katıldı. 
 
Kayıp yakınlarının akıbetlerinin sorulduğu açıklamanın 79’uncu haftasında Şükrü Fırat’ın akıbeti soruldu. Gözaltında zorla kaybettirilenlerin fotoğraflarının açıldığı açıklamada konuşan Kayıplar Komisyonu Eşsözcüsü Demet Aykut, “Şükrü Fırat, 24 Mayıs 1993 günü 14.00 civarı en son Urfa'da bir kahvehanede görüldü. Akşam eve dönmeyince ailesi tüm yakınlarına, dostlarına ve gidebileceği yerlere haber verdi. Günlerce süren aramalara rağmen kendisine ulaşılamadı. Avukat aracılığıyla gözaltında, emniyette, resmi açıklamalarda olup olmadığı soruldu; yetkililer ise gözaltında böyle bir kişinin bulunmadığını söyledi. Yapılan tüm başvurular sonuçsuz bırakıldı” diye konuştu. 
 
Şükrü Fırat’ın oğlu Murat Fırat’ın babası hakkındaki ifadelerini de aktaran Demet Aykut, “11 Haziran’da babamın bir arkadaşı devlet hastanesinin önünden geçerken morgda kimliği belirlenememiş 3 cenazenin bulunduğunu öğrenmesi üzerine bize haber verdi. O dönem tanıklık etmek dahi insanların can güvenliğini tehdit eden bir durumdu. Annemle beraber morga gittik ve babamın cenazesi annem tarafından teşhis edildi. Cenazenin günlerce açık alanda beklemiş olması nedeniyle ağır şekilde tahrip olmuştu. Defin işlemi talebimiz doğrultusunda gerçekleştirilmedi. Yetkililerin hazırladığı üç mezardan birine gömdük. Bugün bile diğer iki cenaze kimin bilmiyorum. Sonrasında davacı olduk, İHD’ye başvuruda bulunduk. Dosya ‘faili belli değil" denilerek kapatıldı’ ifadeleri kullandı. 
 
İnsan hakları savunucuları olarak tüm kayıpların akıbetinin tüm yönleriyle açığa çıkarılmasını talep ettiklerini söyleyen Demet Aykut, “Zorla kaybedilmesinden sorumlu olanların etkin biçimde soruşturulup yargılanmasını ve cezasızlık politikalarına son verilmesini talep ediyoruz” çağırısında bulundu.
 
Açıklama, bir dakikalık oturma eyleminin ardından son buldu.
 
 
COLEMÊRG       
 
İHD Colemêrg Şubesi de eylemlerinin 239’uncu haftasında Gever (Yüksekova) ilçesinde Sanat Sokağı’nda bir araya geldi. “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” pankartının açıldığı eylemde kaybedilen ve katledilenlerin fotoğrafları taşındı. Bu haftaki eylemde İHD Colemêrg Şubesi Eşbaşkanı Ozan Akbaş, Pîrsus Katliamı’nda yaşamını yitiren Süleyman Aksu’nun hikayesini paylaşarak adalet talep etti. 
 
Süleyman Aksu'nun çocuklara oyuncak götürmek için Pîrsus’a gittiğini belirten Akbaş, "Süleyman Aksu, 22 Ocak 1990’da Yüksekova’da 10 çocuklu bir ailede dünyaya geldi. Adana Çukurova Üniversitesi’nde İngilizce öğretmenliği bölümünü bitirdi, göreve başladı. Sadece üç yıl öğretmenlik yapabildi. 20 Temmuz 2015 yılında Kobane’li çocuklara oyuncak götürmek için çıktığı kutlu yolda Suruç ilçesinde bombalı saldırıda hayatını kaybetti. Süleyman Aksu çevresinde çok sevilen, güvenilen ve fikirlerine önem verilen biriydi. Öğrencilerine arkadaşı gibi davranırdı, onları çok severdi. Onu Kobane’ye götüren içindeki bu çocuk sevgisiydi. Süleyman Aksu’nun geleceğe dair planları vardı. Çocukların gelişmesi ve hayatın her alanında fırsat eşitsizliğine maruz kalmamalar için ‘umut’ dergisini çıkarmak istiyordu. Bu karanlık zihniyetin iyiye ve güzele olan tavrı Süleyman Aksu’yu bizden kopardı" dedi.                                         
 
Aksu’nun annesi Kudret Aksu da adalet talebini yineledi.       
       
Açıklama bir dakikalık oturma eylemiyle son buldu.                               
 
İZMİR 
 
İHD İzmir Şubesi Kayıp Komisyonu’nun, iki haftada bir “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” talebiyle gerçekleştirdiği eylem bu hafta da Konak Eski Sümerbank önünde devam etti. “Kayıplar belli, failler nerede”, “Kayıplar vicdanındır, sahip çık” yazılı pankart taşınırken basın metnini dernek adına Mustafa Kızartıcı okudu. 
 
Açıklamada, 1980 yılında gözaltında kaybettirilen Recep İkincisoy ve 1992 yılında kaybettirilen ve katledilen Ayten Öztürk’ün akıbeti soruldu.
 
Kızartıcı, Recep İkincisoy’un 12 Eylül Askeri Darbesi’ne zemin hazırlamak için ilan edilen sıkıyönetim döneminde sık sık polisler ve sivil giyimli kişiler tarafından izlendiğinin ve tehdit edildiğinin belirterek, “16 Temmuz 1980 akşamı iftar için evine giden Recep İkincisoy, iftarını yaptıktan sonra tekrar sahibi olduğu perdeci dükkana gitti. Gece dükkandan dönerken saat 23.00 civarı evinin yakınında tanık beyanlarına göre 3 sivil polis tarafından zorla bir otomobile bindirilerek götürüldü. Olaya şahit olan komşuları durumu hemen aileye bildirdi. Baba Salih İkincisoy emniyet ve savcılık başta olmak üzere ilgili tüm kurumlara başvurdu. Ancak başvuruları sonuçsuz bırakıldı. Gözaltına alındığı inkar edilen Recep’ten bir daha haber alınamadı. Diğer gözaltında kaybetme dosyalarında olduğu gibi İkincisoy dosyasında da ailenin başvurularına rağmen hakikatin açığa çıkarılmasını, şüphelilerin yargılanmasını sağlayacak etkin bir soruşturma yürütülmedi” dedi. 
 
‘DAVA CEZASIZLIKLA SONUÇLANDI’                              
                                         
Ailesiyle birlikte Dêrsim’de yaşayan Ayten Öztürk’ün babası ve kardeşiyle birlikte Mayıs 1992’de Tunceli İl Jandarma Alay Komutanı Mustafa Sabri Yazgankıran tarafından telefonla arandığının ve alaya çağrıldığını ifade eden Kızartıcı, görüşmeden sonra Ayten Öztürk ile birlikte babası ve kardeşinin bir askerle birlikte “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ın yanına götürüldüğü belirtti. Kısa süre sonra Ayten Öztürk ve kardeşinin başka şehirlere sürgün edildiğinin ifade edildiği açıklamada, “Ayten Öztürk, 27 Temmuz 1992 akşamı içinde dört kişinin bulunduğu beyaz renkli Renault marka arabayla kaçırıldı. Ayten Öztürk, 8 Ağustos 1992’de Elazığ Karşıyaka Kartaltepe mevkiinde, bir eli dışarıda kalmış şekilde gömülü olarak bulundu. İşkenceden tanınmaz hale gelen bedeninin teşhisi ancak giysilerinden yapılabildi. Ancak otopsi raporunda işkence bulgularına yer verilmedi, detaylı otopsi yapılmadı. Açılan soruşturma hızla kapatıldı. Tanıklar, deliller ve itiraflar olmasına rağmen; Ayten Öztürk’ü kaçıran, işkence eden, katleden ve suçu örtbas edenler yargılanmadı. Dava, 21 Eylül 2022’de zamanaşımından düşürülerek cezasızlıkla sonuçlandı” ifadelerine yer verildi. 
Recep İkincisoy ve Ayten Öztürk için adalet talep edildi.  
 
Açıklamanın ardından beş dakikalık oturma eylemi gerçekleştirildi.